Unutma Beni Apartmanı – Nermin Yıldırım

Nermin Yıldırım ile ikinci buluşmam için yazarın ilk romanı olan Unutma Beni Apartmanı'nı seçmiştim.. Bir süredir de Süreyya ile birlikteydim işte..😌
Unutma Beni Apartmanı, hayatını hayalet yazar olarak sürdüren kırk üç yaşındaki Süreyya'nın o güne dek hiç görmediği annesinin sesini bir gün ansızın telefonda duymasıyla başlıyor. Ve bu telefonla birlikte geçmişini, kaybettiklerini, kaybetme korkusuyla vazgeçtiklerini, kaçırdığı fırsatları bir bir düşünmeye başlıyor Süreyya..
Süreyya'nın hayatını anlatırken, o dönemin Türkiye'sinde yaşanan toplumsal ve siyasi olaylara da değinmiş yazar. Ama bunu öyle başarılı yapmış ki anlatılanlar kitabın içinde sırıtmamış, kendi yolunu bulmuş.. Tıpkı Süreyya'nın NY için yazdığı romanların anlatıldığı kısımlar gibi..
Aslında başlarda bu çok katmanlılığa alışmakta zorlandım. Bu yüzden de ilerlemem biraz zaman aldı. Sonradan ilerledikçe de tadına vararak okumak istedim..
Kitaplardan kazandığım arkadaşlarıma Süreyya'yı da kattığım için memnunum.😌 Şimdi sıra diğer buluşmalarda..☺

İki Şehrin Hikayesi – Charles Dickens

"O günler en iyisiydi, ya da en kötüsüydü; akıl çağıydı, inançlar zamanıydı ve inançsızlıklar zamanıydı; ışık mevsimiydi, umut baharıydı ve umutsuzluk kışıydı; yaşayabilmek için her şey vardı önümüzde ve yaşayabilmek için önümüzde hiçbir şey yoktu; hepimiz doğrudan cennete gidiyorduk, hepimiz doğrudan cehenneme gidiyorduk." ——————————————–
Edebiyat dünyasının "Dickens'ın en büyük tarihi romanı" olarak, yazarın kendisinin ise "yazdığım en iyi hikaye" olarak tanımladığı İki Şehrin Hikayesi, tarihin en büyük olaylarından biri olan Fransız Devrimi çevresinde biçimleniyor.. Senelerce Bastille'de hapsedilmiş Dr.Manette ve çevresindeki bir grup insanın Paris ve Londra arasında; karmaşanın, açlığın, vahşetin ortasında ve giyotinin gölgesini her an hissederek sürdürdükleri yaşamın okuyucuya aktarılışı ve bunun yanında dönemin acımasız toplumsal koşullarının da irdelenişi çok başarılıydı..
Özellikle üçüncü bölümden sonra olaylar hızla gelişti. Kitabın nasıl bittiğini anlayamadım desem yeridir..
Dr.Manette değişen ruh halleri ve eskiye dönüşleri ile etkileyici bir karakterdi kitapta. Ama beni en çok etkileyen karakter, özellikle kitabın sonundaki davranışıyla Sydney Carton oldu. Ah Carton o nasıl bir yürek sendeki..😞 Okuyanlar neden bahsettiğimi anlayacaktır.😌 Okumayanlar için ise kitap zaten tavsiyemdir..👍

Arayışlar – Lou Andreas-Salome

Genç kızlık döneminde kuzeni Benno'ya delice aşık olan ve nişanlanan Adine, bir erkeğe kayıtsız şartsız teslim olmayı, onun her istediğini yapmayı normal görmektedir.
Ancak Paris'e gidip resim atolyesi açtıktan ve sanatında ilerleyerek kendi ayakları üstünde durduktan sonra bambaşka bir Adine olarak döner..
Bir erkeğe koşulsuz teslim olmak mı yoksa entelektüel doyuma ulaşmak mı? Yazar kısacık kitapta bu ikilemi çok güzel aktarmış okuyucuya.. Daha önce aynı yazardan Feniçka'yı okumuştum. Bunu ondan daha çok beğendiğimi söyleyebilirim..

Bazen Bahar – Melisa Kesmez

Melisa Kesmez – Bazen Bahar #okudumbitti .
Yazarın okuduğum ilk kitabı olan Bazen Bahar, içinde herkesin kendinden bir parça bulabileceği hikayeler barındırıyor.
Farklı farklı duygulara hitap eden hikayelerden biri olmazsa biri mutlaka bir yanıyla benziyor size. Kendini sevdirmeyi başarıyor..
"… Bir roman kahramanı mesela. Kitapta bir laf eder. Altı çizilecek cilalı cümlelerden değil ama, kendi halinde bir cümle. Bir tek sen cımbızlarsın onu kitabın kalabalığından. Sırf sana bir şey anlatır o cümle. Başka herkese susar."
Böyle bir şey işte bu kitap için anlatmak istediğim..☺ Hayat, bazen bahar..🍀

Antabus – Seray Şahiner

Antabus – Seray Şahiner #okudumbitti .
Seray Şahiner ile tanışma kitabım oldu Antabus.. Erkek şiddeti, aile baskısı, zorla evlendirilme ve tecavüz.. Hemen her gün televizyonlarda, gazetelerde sıklıkla karşımıza çıkan ve ne yazık ki hayatı kayıtsız kalınan bir parçası haline gelmiş kavramlar bunlar..
Seray Şahiner'in bu kısa romanının anlatıcı kahramanı da üçüncü sayfa haberlerine defalarca konu olan kadınlardan biri: Leyla Taşçı.. Ve onun "sıradan" bir hayat kurma hayalinden Antabus ıslatmaya uzanan hikayesi..
El alemin karıları geceden kuru fasulye-nohut ıslar, Leyla Antabus ıslıyor. Çünkü özgür olmak istiyor. Özgür ve mutlu..
Seray Şahiner'in üslubuyla çok daha etkileyici olmuş konu. Kısa ama sizi ilk sayfadan içine çeken ve etkileyen bir kitap. Kadın yazarlar iyi ki var! ☺

Belki Bir Gün Uçarız – Aylin Balboa

"Yıldızlar aslında nedir size söyleyeyim: Yıldızlar, acıdan delirmiş insanların gökyüzüne sıktıkları kurşunların açtığı deliklerdir. Bilim adamları sürekli yenilerini keşfettiklerini söylüyorlar. Bunda şaşılacak bir şey yok. Yukarısı bir gün dümdüz olacak."

Bu ayı "kadın yazarları okuma ayı" ilan ettim kendime.. Ve yeni yolculuklar, tanışmalar, ilk buluşmalar olsun istedim..☺ Aylin Balboa da onlardan biri oldu. Belki Bir Gün Uçarız, eğlenceli olduğu kadar hüzünlü, derinlerde olduğu kadar uçlarda da yaşayan ve yaşatan bir kitap.. Özgürce yazan bir yazar, akıcı bir üslup.. Ben sevdim..☺

Tante Rosa – ​Sevgi Soysal

Sevgi Soysal – Tante Rosa #okudumbitti .
İlk yayımlandığında türlü eleştirilere maruz kalan Tante Rosa için "Sevgi Soysal ile ilk kez buluşacak okura, onu tanıtmak için en doğru kitap olabilir. Tante Rosa kadar, Sevgi Soysal'ı da tanıtır okuyucuya." diyor yazarın kızı Funda Soysal..
Bütün eserlerini yeniden yayımlamaya karar veren İletişim Yayınları'nın bu yolda seçtiği ilk kitap olan Tante Rosa'da birbirine bağlı on dört hikaye var. Bu on dört hikayenin hepsinde de ana karakter Rosa, ancak hikayeleri okurken onun öncülüğünde bütün kadınları, kadınlık hallerini, kadınlık ikilemlerini de okuyorsunuz..
Tante Rosa yaşamın kurallarına ve sınırlandırmalarına başkaldıran, ancak kadınlığına hapsolduğu için hep yenilen biridir. O, "bütün kadınca bilmeyişlerin tek adıdır."

Dokunmadan – Nermin Yıldırım

Çok, çok beğendiğim bir tanışma kitabı oldu Dokunmadan.. Nermin Yıldırım okumak için neden bu kadar beklemişim acaba? 😒
İnsanlara, duygulara, başka yaşamlara, hayata "dokunmadan" ilerlemeye çalışan Adalet kalbimin tam orta yerine dokundu da gitti..
Yazarın kalemi, kullandığı kelimeler, yarattığı dünya harikaydı. Başladığım andan itibaren kalemi de elimden bırakamadım desem yeridir.. Altını çizmediğim cümle kalmadı neredeyse ve kitap resmen su gibi aktı gitti elimde..
Velhasıl, sonuna kadar tavsiye ediyorum..😌👍
Şimdi yazarın bir kitabının daha siparişini vermiş bile olabilirim..😍

Gömülü Şamdan – Stefan Zweig

Söylenceye göre, Yahudilerin asırlardır süregelen göçebeliğinin de sembolü olarak kabul edilen kutsal yedi kollu şamdan Menora, Kudüs'ten Babil'e oradan Roma'ya gitmiş, daha sonra Vandallarca çalınmış ve Kartaca'ya götürülmüştür. Tam da bu götürülme sırasında Yahudi cemaatinin ileri gelen yaşlılarıyla birlikte olaya tanıklık eden küçük Benjamin seksen yıl sonra Bizans'a gider ve kutsal şamdanı ait olduğu topraklara, Kudüs'e geri götürmek ister..
Kutsal yedi kollu şamdanla ilgili bu büyük söylencenin sonu aslında farklı; ama Zweig bu belirsiz sona razı gelmemiş ve okurların kalbinde bir umut ışığı bırakmak istemiş. Bu yüzden de söylenceye Zweig'in kalemiyle güzel ve umutlu bir final atfedilmiş, iyi ki de öyle olmuş..
Bugüne kadar okuduğum eserlerinden daha farklıydı Gömülü Şamdan. Tabi yine de söz konusu Zweig olunca her zamanki gibi #kzlgezegenöneriyor 👍

Feniçka – Lou Andreas-Salome

Bağımsız ve özgürlükçü yaşamıyla feministler için bir rol model olan Lou Andreas-Salome'nin Feniçka'sı yazarın bir deneyimine dayanır..
Geleneksel cinsiyetler arası ilişkileri pek de umursamayan Feniçka ve psikolog Max Werner arasındaki dostluk ve sohbetlerin ışığında, her daim belli kalıplar içine sokulan kadınların aslında ne şekilde değerlendirilmesi gerektiğini de anlatmış yazar.. Ve kitabın asıl amacı da bu bana göre..
Aslında oldukça sade bir kitap ama üstünde durup düşünülmesi gereken birçok cümleyi barındırması bakımından önemli ve güzel.. İşte o cümlelerden biri:
"İnsan kadınları ister idealize etsin ister şeytanileştirsin, her durumda bir erkeğe bağlı değerlendirip basitleştiriyordu."