Masumiyet Müzesi – Orhan Pamuk

“Hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum.”
Bu cümleyle başlıyor Masumiyet Müzesi.. Bu cümleyle başlıyor Kemal’in uzak akraba kızı Füsun’a olan saplantılı ve derin aşkı, tutkusu, takıntısı.. Kemal’in hislerini sadece aşk diye adlandıramıyorum zira kitap boyunca en çok kavga ettiğim, en çok eleştirdiğim karakter oldu kendisi. Ve onunla anlaşmam uzun zaman aldı. Kendine, ailesine, arkadaşlarına, Sibel’e, Füsun’a yaşattığı haksızlığa aşk diyip geçemiyorum bu yüzden.. Aslında kitap boyunca Kemal dışında Sibel’in ve Füsun’un da yok artık dediğim durumları oldu.. Ama kitap öyle bir yola girdi ve öyle beklenmedik (en azından benim için hiç beklenmedik) bir sonla bitti ki, karakterlere olan bakış açım değişti desem yalan olmaz.. Sonunda “Herkes bilsin, çok mutlu bir hayat yaşadım” dedi ya Kemal, o an içimde bir şeyler yumuşadı sanırım.. Genel anlamda harika bir kurgu, harika bir hayal gücü, her biri başarıyla akışa yerleştirilmiş karakterler ve olay örgüsü.. Kitap inanılmaz akıcı. Gözü korkan varsa hiç korkmadan başlasın nasıl bittiğini anlamayacaksınız. Orhan Pamuk bir kez daha fethetti kalbimi, bir kez daha hayran bıraktı kalemine.. Müzeye gelince, İstanbul ziyaretimde müzeyi kısa süre de olsa gezmiştim çok merak ettiğim için. Ama kitabı okumadan gitmenin bir anlamı olmadığını düşünüyorum şu an. Her zaman için önce kitap, sonra müze ziyareti etkileyicilik açısından çok daha yerinde bir sıra olur. Bu demektir ki gerekli şartlar oluştuğunda müze yeniden ve bu kez çok farklı bir bakış açısıyla uzun uzun gezilecek.. #kzlgezegenöneriyor

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir