Çok güzel, çok eğlenceli bir kitap okudum. Özelikle sıcaklar yüzünden doğru dürüst okuma yapamadığım bu günlerde, ilaç gibi geldi desem yeridir. Kimyager Elizabeth Zott’un erkek egemen bilim dünyasında ve hatta hayatta kendine, mesleki yeterliliğine, kadınların isterse her şeyi başarabileceğinin mümkün olduğu gerçeğine yer bulmak ve bu gerçeği herkese kabul ettirmek için verdiği mücadeleyi okurken hem çok keyif aldım hem de gurur duydum.
Canım kadınlar! Canım Elizabeth Zott! Ve hatta Madeline, Harriet, Bayan Frask, Avery Parker, Wilson, Walter.. Onlar bu kitabın göz kamaştırıcı karakterleri. Her biriyle, Bir Kimya Meselesi’yle mutlaka tanışın isterim.
#kzlgezegenöneriyor #birkimyameselesi #bonniegarmus #altınkitaplar #roman
Gelin Başı – Seray Şahiner
“İnsan bu kadar iç sesle kendi başına mücadele edemez ki. Bir yere aktarmak lazımdı.”
Gelin Başı, Seray Şahiner’in ilk öykü kitabı. Ben bütün diğer kitaplarını okuduktan sonra ilk kitabını okuyan bir okur oldum. Ama tam tersini de yapmış olsam yine aynı şeyi düşünürdüm: Bir ilk kitap diyemeyeceğimiz kadar güzel ve özel. İlk öyküden itibaren de hissediyorsunuz bunu.
“Bu öyküyü bir erkek yazamazdı.”
📌 #bizimbuyukchallengeimiz | kapağı mor olan bir kitap.
#kzlgezegenöneriyor #serayşahiner #gelinbaşı #öykü #everestyayınları
Yavaş – B. Nihan Eren
Nihan Eren benim için bu senenin favori yazarlarından oldu. Hayal Otel kitabını okuyup çok sevince arayı açmadan ilk öykü kitabı olan Yavaş’ı okudum.
Bir ilk kitaba göre çok başarılı öyküler var içinde ve tarzını ilk sayfadan belli ediyor hemen yazar. Nihan Eren de herhangi bir yerde okuyunca bir cümlesinden kendisini tanıyabileceğiniz nevi şahsına münhasır yazarlardan bence. Hâlâ favorim Hayal Otel olsa da diğer kitabı Nefeshane okunmak için yerini aldı bekliyor.
Kırk Yedililer – Füruzan
Doğumları aşağı yukarı 45’le başlayıp 47-49 arası değişen, hatta bazen 51’e varan yani ortalamasına “47’liler” diyebileceğimiz bir grup gencin ideolojileri uğruna sindirilmelerini, yaşadıkları işkenceleri, öldürülmelerini konu edinen çok yönlü ve çok etkileyici bir kitaptı 47’liler.
Kozlu ailesinin ve ortanca çocukları Emine’nin etrafında şekillenen ve dalga dalga büyüyerek anlatılan bir Türkiye gerçeğini, yitip giden nice hayatı, iletişimsizliği, sevgisizliği, kuşak çatışmasını gözler önüne seren bu etkileyici kitap özellikle okunmalı ve hiçbir karakteri unutulmamalı diye düşünüyorum. Yaşayanlar zaten hiç unutmuyordur.
Füruzan, edebiyatımız için gerçekten çok önemli bir yazar. Tanışmayan kimse kalmasın isterim.
Hayal Otel – B. Nihan Eren
Nihan Eren’i ilk kez okudum ve anlatım gücünü, dili kullanma beceresini çok sevdim. Hayal Otel de bence tanışmak için çok uygun bir kitap oldu. Feryal ve İsmet’in her odaya bir çiçek ismi verdikleri otelleri, kendileri gibi o otele geçmişlerini gömmeye ve yeni bir sayfa açmaya gelen misafirleri, her birinin sırlarla dolu hayat hikayeleri çok güzeldi ve beni etkiledi. Yavaş ve Nefeshane kitapları da hemen okunacaklar arasındaki yerini aldı.
#kzlgezegenöneriyor#nihaneren#hayalotel#yapıkrediyayınları#öykü
Bir Kış Yolculuğu – Şükran Yiğit
Bir Kış Yolculuğu, altı yıl önce karısını kaybeden bir adamın, ondan geriye kalan fotoğraflarla yine karısına doğru çıktığı bir yolculuğu anlatıyor. Çok özlediği eşiyle arasında bir bağ kurmasına, onunla tekrar buluşmasına, aynı yolları yürüyüp aynı cafede kahve içmesine yardımcı olan bu fotoğrafların peşinden giderken anlıyorsunuz ki, birbirini gerçekten seven iki kalbi ölüm bile ayıramıyor.
Hüznün, sevginin ve bağlılığın okuyana anında etki ettiği bir novellaydı. Bu vesileyle de Şükran Yiğit kitaplarının hepsini bir kez daha tavsiye edeyim.
#kzlgezegenöneriyor#şükranyiğit#birkışyolculuğu#iletişimyayınları#novella
Öbürküler – Mahir Ünsal Eriş
Öbürküler kitabını okuyup da bitirince dedim ki, “yazarını bilmesem de bu kitap Mahir Ünsal Eriş’in kitabı derdim.” Çünkü karakterlerinden, olay örgüsüne, ters köşelerine kadar her sayfada hissettiriyor kendini.
Bu Yarısı ve Öbür Yarısı adıyla iki bölümden oluşan roman Fahrettin Bey ve ailesinin, bir tanıdıklarının yardımıyla Niğde’den İstanbul’a göç edişiyle başlıyor, başlarına gelen tuhaf, esrarengiz, doğaüstü olaylarla devam ediyor. (Bu yönüyle kitabın ilk kısmında hafiften ürkmedim desem yalan olur )
Aynı olaya bir de öbür yanından bakılan ikinci kısımda ise bütün taşlar yerine oturdu.
Bu yönleriyle Öbürküler, Hüseyin Rahmi’den, Refik Halid’den dem vuran, hüzünlü, sürprizli ve gerilimli bir roman.
Dediğim gibi tam bir Mahir Ünsal Eriş kitabı. Yazarın bütün kitaplarıyla birlikte bu da tavsiyemdir.
Eşekli Kütüphaneci – Fakir Baykurt
Kitapları ve kitap okumayı sevdirme üzerine yazılmış en iyi romanlardan Eşekli Kütüphaneci.
Ürgüp’te bir kitaplık yönetirken otuzdan fazla köye de eşekle kitap taşıyan, bu sebeple de Eşekli Kütüphaneci lakabını alan Mustafa Güzelgöz’ün insanlara kitap sevgisi aşılamak ve halkına, ülkesine faydalı olmak uğruna yaptıklarını okurken azmine, cesaretine hayran kalmamak mümkün değil. Ama bir yandan da kendini bu kadar feda ettikten sonra çabuk unutulduğunu görmek, onun her konuyu hemen ağlayacak kadar ciddiye almasına rağmen bu noktaya gelmesi insanın canını sıkıyor bir yerde.
Kitapları seven herkesin bu kitabı da seveceğine eminim. Fakir Baykurt okumadıysanız bu kitap tanışmak için uygun bir kitap olur diye düşünüyorum.
#bizimbuyukchallengeimiz etkinliğinin 8. maddesi (hiç okumadığınız bir yazarın bir kitabı) kapsamında okudum.
Kuru Kız – Ayter Tunç
Ayfer Tunç, benim için ne yazsa okurum dediğim yazarlardan biridir. Kalemini, kitaplarını severek okurum. Yeni kitabı Kuru Kız’ın çıktığını duyunca da vakit kaybetmeden aldım ve birkaç gün önce okudum.
Kitap küçük bir mahallede babası ve kardeşiyle yaşayan “kuru kız”ımızın hayatından başlayarak dünyanın sonundaki bir yere gitmeye karar verme sürecini anlatıyor. Kahramanımızın hem kendi hayatına hem de Ushuaia’ya doğru yaptığı bir yolculuk bu.
Okurken bir noktada hep aynı şeyin etrafında dönüyormuş hissi verse de oldukça akıcı ve çabuk okunan bir roman.
Gelgelim okuyup bitirdiğimde kendimi hiç “Bir Ayfer Tunç romanı okudum ben” diyebilecek noktada hissetmedim. Hatta roman okumuş gibi de hissedemedim diyebilirim. Günlük hayattan parçalar demek daha doğru olabilir. Sanki hikayede yerine oturmayan bir şeyler vardı ve kitap boyunca o eksiklik devam etti. Kötü müydü, hayır. Sevdim mi, çok emin değilim. Ayfer Tunç ile daha önce tanışmamış olanlar için başlangıç kitabı olmasın. Diğer kitaplarını okuduktan sonra bir şans verilebilir.
Benim için Yeşil Peri Gecesi’nin, Suzan Defter’in yeri hep ayrıdır.
Kafamda Bir Tuhaflık – Orhan Pamuk
Kafamda Bir Tuhaflık, yoğurtçu ve bozacı Mevlut’un gözlerine vurulup aşık olduğu, sayfalarca mektup yazdığı Rayiha’yı kaçırmasıyla başlıyor. Sonrasında zamanda geriye gidiyoruz ve Mevlut’un çocukluğundan başlayarak hayat hikayesini okuyor ve başladığımız kız kaçırma noktasına gelip devam ediyoruz. (Zaman atlamaları karışık olduğu izlenimi vermesin, bölümler tarihlerle belirtildiği için hiçbir zorluk yaşamadan okunuyor.)
Babasının yanında sokak sokak gezen, türlü işlerde çalışan, büyüme ve erkek olma sancılarıyla, fakirlikle, aile özlemiyle, okulla, arkadaşlarla, siyasetle ve tabi ki aşkla binbir derdi olan Mevlut’un hikayesini okumaya başlar başlamaz onun unutamayacağım roman karakterlerinden biri olacağına emin oldum.
Mevlut yoğurtçu oldu, bozacı oldu, aşık oldu, koca oldu, baba oldu, dondurmacı, pilavcı, bekçi oldu. İstanbul sokaklarını karış karış dolaştırdı beni de. Sağ kesime de hak verdi, sol kesime de. Aşkı da yaşadı ayrılığı da. Ama kafası hep bir “tuhaf” oldu. Nasıl bir hayat yaşarsa yaşasın bir o tuhaflık hiç geçmedi, bir de Rayiha’sı ve boza tutkusu.
Orhan Pamuk yine tek bir konuyla sınırlı kalmamış. Mevlut ile birlikte bize İstanbul’un değişen yüzünü, sağ-sol meselelerini, çarpık kentleşmeyi, aile olmayı kurgusuna başarıyla yerleştirmiş. Kafasının içinde olup biten bu halleri seviyorum.☺️
Masumiyet Müzesi gibi bu kitabı da yazarın kolay okunan kitaplarından. Her kitabı öyle olmuyor şimdi kabul edelim.
Bozayı hiç sevmem ama seni sevdim Mevlut. Canım Rayiha seni de unutmayacağım.
